8 Nisan 2013 Pazartesi

82 yaşında pedal basıyor / Feyzi Hepşenkal / 8 Nisan 2013

                                                            Tek karelik delikanlı


82 yaşında pedal basıyor

Anılara kazınmış ve asla silinmeyen sahneler vardır.
Bu da öyle.
Yaşını başını almış bir adam. Ama zıpkın gibi. Başında kaskı, üzerine yapışmış taytı ve altında bisikleti.
Ne gerekiyorsa yüzlerce kilometrelik yol süresince, hepsi güzelce bağlanmış bisikletin selesine.
30 yıl önce de, 20 yıl önce de hep aynıydı, bir gün çıkagelirdi bisikletiyle.
Babam arardı hemen:
- Fikret abin geldi.
Koşardım heyecanla.
Acaba neler olmuştu yolda?

* * *

Rahmetli babam “vurdu mu deviren” cinsten, ciddi ciddi boksörmüş gençliğinde.
Askerliğini de Deniz Harp Okulu’nun boks takımında yapmış.
Orada tanışmışlar bahriyeli Fikret Kaplanoğlu ile.
Çok sağlam arkadaş olmuşlar.
Fikret ağabey de çekirdekten sporcu.
Her sporu yapmış sanırım ama bisiklete resmen aşık olmuş.

* * *

Dünyada vardır belki.
Fakat Türkiye’de 82 yaşında olmasına karşın şehirlerarası yollarda pedal basan biri var mıdır Fikret Kaplanoğlu’dan başka?
Sanmam.

* * *

Facebook’un faydası işte. Kızı Gül buldu beni.
Sayesinde uzun yıllardan sonra Fikret ağabeyle telefonla da olsa konuştuk yine.
İnsanlar birbirini sevdi mi bir kere, yıllara meydan okur aralarındaki köprü.
Yıkılmaz.
Nerede, nasıl bırakmışsan aynen durur.
Muhabbetimizdeki cümleler de böyleydi.
Sanki daha dün konuşmuşuz gibi.

* * *

“10 yıldan fazladır İzmir’e gelemedim” dedi:
“Çok istiyorum yakında gelmeyi. . .”
Çok sevindim.
Biraz tereddütle de olsa sordum:
“Nasıl geleceksiniz, bisikletle mi?”
Cevabı tam ibretlikti:
“Ben bir yere gidiyorsam bil ki, bisikletle gidiyorumdur. Hiç arabam olmadı. Olsaydı herhalde bisikletim olmazdı!”

* * *

Fikret Kaplanoğlu’nun rotası da belli.
İstanbul’dan Çanakkale’ye gidecek. Oradan karşıya geçip, kıyı kıyı İzmir’e gelecek.
Gel Fikret ağabey, sağlıkla gel, bekliyorum seni.
Hasretle bekliyorum.


Olsun da, nereden?

Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan, bu sefer de Altındağ'daki İzmir Boşnaklar Derneği'ni ziyaret etmiş.
Boşnak kardeşlerimizin başkanı Hamza Yavuz, duymak istediği türden şeyler söylemiş Hüseyin Aslan’a.
Demiş ki:
“Boşnak kökenli başkanımız Hüseyin Aslan, İzmir'e 100 bin konut ve eserler kazandırmanın yanında, 4 milyonluk İzmir’imizi yöneterek mutlu edecek vizyona sahiptir. Bu nedenle İzmir'in yönetiminde kendisini de görmek istiyoruz.”
Çerçeve iyi de, içi muallâk!
Çünkü “İzmir’in yönetiminde” pek çok insan var.
Açıkçası. . .
Nerede görmek istiyorlar Hüseyin Aslan’ı?
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na mı aday olsun?
Menemen Belediye Başkanlığı’na mı?
Ya da. . .
Çiğli’den belediye meclis üyesi olsa da, olur mu?
Vakit geldi.
Artık açık olalım.
Aday adayları da, destekçileri de “delikanlı gibi” çıksınlar ortaya.

7 Nisan 2013 Pazar

Sütten ağzı yananlar! / Feyzi Hepşenkal / 7 Nisan 2013

                                                           Tek karelik vaha


Sütten yanan ağızlar!

Leyla Alaton, canlı yayın heyecanıyla ağzından kaçan “O...pu” sözü nedeniyle program sonrası program yapımcılarından özür dilemiş ve “Eğer RTÜK'ten kanala bir ceza gelirse, lütfen faturayı bana gönderin” demiş.
Diğer yanda Hülya Koçyiğit yine bir canlı yayında “Her iki taraftan da nice şehit anneleri ağladılar” dedikten bir açıklama yapmak zorunda kalmış:
“Türkiye için, çocuklarımız için, yarınımız için bu barış sürecini başarılı bir şekilde tamamlamak zorundayız. Bir televizyon programındaki canlı telefon bağlantısında düşüncelerimi yanlış cümlelerle ifade ettiğimi üzülerek fark ettim.”
Bu iki hanımefendinin zarafeti de, nezaketi de herkesin malumu.
İyi niyetlerinden zerrece şüphem yok.

* * *

Ne çare ki “söz” bu.
Ağızdan çıktı mı bir kere, şiddetiyle orantılı biçimde gider gidebildiği yere.
Bazen “ok gibi” deler, geçer.
Bazen “ateş gibi” yakar, geçer.
Sonradan “yanlış anlaşıldım” dememek için, önceden “dikkatli olmak” lâzım.
Google’a yazdım:
“Yanlış anlaşıldım.”
Karşıma çıkmayan kalmadı!

* * *

İşte “çıkış sırasıyla” bazıları:
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Hilal Kaplan, AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone, Milli Eğitim eski Bakanı Ömer Dinçer, Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ethem Tolga, Müslüm Gürses'in menajeri Nevzat Takmaz, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Şevval Sam, Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal, televizyon sunucusu Müge Anlı, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, Küba'nın efsanevi lideri Fidel Castro, Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, eski hakem ve futbol yorumcusu Ahmet Çakar, Bağımsız Van Milletvekili Aysel Tuğluk, Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. . .

* * *

Mesele insanın başına gelen “yanlışlardan” ders almasıdır, bir daha yanlış anlaşılmamak için.
Bakın Sayın Cumhurbaşkanı’na. . .
Gazeteciler “PKK'nın silahlı unsurlarının sınır dışına çekilmesine” ilişkin bir soru yöneltiyorlar meselâ.
“Bunlar dikkat edilmesi gereken teknik hususlar” diye, fazlasıyla yuvarlak bir yanıtla geçiştiriyor soruyu.
Bu kez “Akil İnsanlar” listesiyle ilgili bir soru geliyor.
Hiç.
Oralı bile olmuyor:
“Bunlar benim karışmak istemediğim konular.”
Sayın Cumhurbaşkanı haklı.
Bir defa sütten ağzı yandı!


Burası “cennet” olmalı

Karşıyaka’nın en güzel yeri. Çamlık Sokağı. Karşıyaka Stadı’nın hemen yanı. Orası. . . 40 bin metrekarelik Orman fidanlığı.
Fotoğrafı görüyorsunuz yanda.
Elde kalan son vaha.
Orman Bölge Müdürlüğü şimdi iki bina daha yapıyor oraya.
Biliyorum.
Yapımı için para harcanmıyor.
Gaziemir İlçesinde bulunan Mülkiyeti Orman Genel Müdürlüğü’ne ait 495 metrekare arsa ile takas edilmiş inşaatın yapımı.
Yine biliyorum.
Bölge Müdürlüğü’nde çalışanlar, bana kızacaklar.
Çare yok.
Kızsınlar.
Ama Karşıyaka’nın “orta göbeğinde” Orman Bölge Müdürlüğü’nün hâlâ ne işi var?
Sorum, başta İzmir Valisi’ne, İzmir milletvekillerine, Orman ve Su İşleri Bakanı’na, Başbakan’a. . .
Sahi.
Burayı cennetten bir köşeye, halkın keyifle yaşayacağı bir alana dönüştürmek varken, Karşıyaka’nın “orta göbeğinde” Orman Bölge Müdürlüğü’nün hâlâ ne işi var?

5 Nisan 2013 Cuma

7x9 / Feyzi Hepşenkal / 5 Nisan 2013

                                                             Tek karelik liste!


7 x 9

Listeler üzerinde “jimnastik yapmayı” pek sevdiğimiz, rahmetli Özal’ın cumhurbaşkanı olmadan önce, yerine geçecek kişiyi belirlemek için hazırladığı “18 Türk Büyüğü” listesinden belliydi.
O zaman pek eğlenmiştik.
“63 Türk Akili” veya “63 Türkiyeli Akil” listesi hakkında yorum ve değerlendirme yaparken de eminim, çocuklar gibi sevineceğiz!
Türkiye’de her şeyin tanımı herkese göre değiştiğinden (bana göre) bir akil kişinin taşıması gereken özellikleri, geçen yılki bir yazımdan alıntıyla dün tekrarlamıştım.
İşte oradaki ölçülere bakarak. . .
Yani “her bakımdan güven veren, önyargısız, hırslarından arınmış, cesur, sabırlı, uzlaşma kültürüne sahip, bilgili, birikimli” insanlar “kim olabilir” diye baktım, 63 kişilik listeye.

* * *

Hiç tereddüt etmeden “İşte bu” diyebileceğim insanların sayısı “üzgünüm” fazla değil.
Yine de örnek vermem gerekirse. . .
“Tarhan Erdem” olabilir o kişi.
Ve diğer 62 kişiye bakın siz de.
Aralarından kaçı, gerçekten “akil” sıfatını hak ediyor?

* * *

Listeye renklerini veren bazı temel gruplaşmalar var.
İlk göze çarpan, “akil insanların” sanırım hemen hepsi Anayasa referandumunda “Evet cephesinde” yer almışlar.
Bu durumda akla çok “sakil” bir soru geliyor mecburen:
-       “Hayır” diyenler “akil” yani “akıllı” değil miydi?
Tercihin böylesine açık biçimde yapılmış olması, doğrusu hiç hoş değil!
Fiilen gazetecilik yapan veya “yazar” sıfatını da öteki unvanlarına katanların gazetelere dağılımına bakıldığında, ortaya şöyle bir manzara çıkıyor:
“Taraf açık ara önde. . . Yeni Şafak, Star, Zaman, Bugün, Radikal, Akit. . .”
Ve yine benzer bir soru:
-       Demek başka gazetelerde “akil yazar” yok!

* * *

Ağırlıklı bir başka grubu da AK Parti’nin “kurduğu, kurdurduğu” dernek ve vakıflarda görev alanlar oluşturuyor.
Belli ki, BDP’nin “telkin ve tavsiyesi” ile listeye girenler de olmuş.
Bazı isimler ise “resmen ve fiilen” AK Partili zaten.
Bir temsil ettikleri makam hatırına ve kabaca bir “denge sağlama” adına alınanlar var listede.
Ve Orhan Gencebay’a, Hülya Koçyiğit’e, Kadir İnanır’a, Yılmaz Erdoğan’a gelince. . .
Onlar başımızın tacı. Kendilerine her zaman, her yerde ve “her listede” yer var elbette.

Ege listesi

Ege Bölgesi’ne ilişkin listeyi doğal olarak ayrı tuttum.
Heyetin başkanı, daha önce belirttiğim gibi “örnek” kişi.
Başkan Vekili dostumuz kardeşimiz Avni Özgürel, (Tarhan Erdem gibi) Radikal yazarı.
Sekreter üye Arzuhan Doğan Yalçındağ’ı ister Türkiye’nin en büyük medya grubunun sahibi, ister TÜSİAD’ın eski başkanı, ister zarif bir hanım olduğu için 7x9’un nazar boncuğu olarak görmek mümkün.
Prof. Fuat Keyman da bereket kısa bir süre önce Milliyet’te yazmaya başladığından, nazar boncuğunun “erkek” versiyonu olabilir.
Fehmi Koru ile Prof. Baskın Oran, Ege listesinin “gerçek Egeli” ve “has İzmirli” üyeleri.
Hele Baskın Hoca ki, bizim Ekrem Oran’ın amcası olur.
Ve çok tartışılacak biri:
Yeni Şafak Gazetesi’nden Hilal Kaplan.
Dediydi, demediydi; yok aslında öyle demek istememişti falan gibi tartışmalar eşliğinde adı en son “Türk Bayrağı’nın adı devlet bayrağı olsun” çıkışıyla gelmişti.
Kendisinin İzmir’de, yalnızca Sıtkı Şükürer tarafından kabul göreceğini ise tartışmaya gerek yok!

4 Nisan 2013 Perşembe

Akilden sakile / Feyzi Hepşenkal / 4 Nisan 2013

                                                            Tek karelik dünya güzeli



Akilden sakile!

Muhabbet yeni değil. 12 Haziran 2012 günü yazmışım meselâ:
“Her zaman, her yerde, her konuda ‘akil adamlara’ veya daha doğru bir tanımla ‘akil insanlara’ ihtiyaç var.”
Devam etmişim söze:
“Akil, sözlük anlamıyla ‘akıllı’ demek.
Yok.
Sadece ‘akıllı’ olmak yetmez.
Bir insana ‘akil’ namını vermek için başka özellikler de aranmalı mutlaka.
Ve ‘güven’ olmalı bunların başında.
O kişinin aklına güven, fikrine güven, ahlâkına güven... Say sayabildiğin kadar.
Sonra ‘önyargısız’ olmalı akil insan.
‘Hırslarından arınmış’ olmalı.
‘Cesur’ olmalı.
‘Sabırlı’ olmalı.
‘Uzlaşma kültürüne sahip” olmalı.
Halkın bir bölümü hatta çoğunluğu sevmese bile ona ‘saygı’ duymalı.”

* * *

Ardından, 12 Haziran 2012 tarihli yazımın başlığı olan “Benim akil insanlarım” cümlesinin içerdiği bir liste yapmışım.
Listeye iki de İzmirliyi “Burhan Özfatura ile Uğur Yüce’yi” özenle ve özellikle yazmışım.
Gerek o gün bu listeyi hazırlarken, gerekse ilerleyen günlerde oluşan kanının gereği olarak “akil insanlardan beklenen” şey; sorunların çözümünde, bir bakıma “siyasi ombudsmanlık” görevi üstlenmeleriydi.
Taraflarla görüşerek, anlaşmazlık noktalarına yeni çözümler üretmeleriydi.
Ya şimdi, olan ne?
Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın koordinasyonunda 9’şer kişiden oluşan 7 grup Türkiye’nin 7 bölgesini il il dolaşarak “seminerler, konferanslar” düzenleyecekmiş.
“Akil insanlardan beklenen” bu mudur yani?
Bir nevi. . .
“Hisseli harikalar kumpanyası” sanki!

* * *

İktidar tarafından seçilen “akil insanlar kim?” peki.
Teker teker aranarak “görev tebliğ edilen” bu kişilerin belirlenmesinde “akil” olmaktan çok “makam” ve “şöhret” sahibi olmalarının tercih edildiği anlaşılıyor.
Ve tabii. . .
“İktidara yakın olmak” ise çoğu için ortak payda!
İşte o zaman “Acaba” diyor insan.
Gerçekten sonuç alınmak mı isteniyor?
Yoksa. . .
Amaç bir gösteri düzenlemekten mi ibaret?
Yine o zaman endişe ediyor insan.
“Akil” kavramının, yerini “sakil” sözcüğüne bırakmasından!


Hepsi olsun. . .

TÜSİAD, MÜSİAD derken; KÜSİAD’a geldi sıra.
Türk işadamı olur da, Kürt işadamı olmaz mı?
Var zaten.
Hem TÜSİAD da, hem MÜSİAD da çok var.
Olsun.
KÜSİAD da olsun.
Kola Kurda da olsun.
Kürtcell de olsun.
Kürt Dil Kurumu da olsun.
Kürt Standartları Enstitüsü de olsun.
TRT 6’nın adı, TRT Kürt olsun.
CNN Kürt olsun.
Haber Kürt olsun.
Kürt-İş olsun.
Kürt Tabipleri Birliği olsun.
Kürt Kızılay’ı olsun.
Vay be.
Benden de iyi “akil insan” olurmuş!

3 Nisan 2013 Çarşamba

AB'ye veda zamanı / Feyzi Hepşenkal / 3 Nisan 2013

                                                      Tek karelik masumiyet


AB’ye veda zamanı

Fransa’nın aşırı sağcı partisi Milli Cephe’nin lideri Marine Le Pen, “Zaten Türkler herkesin çıkmak istediği bir birliğe neden girmek istesin?” derken, haksız sayılmaz.
Birincisi, siyasi açıdan Avrupa Birliği Türkiye için misyonunu  “başarıyla” tamamladı.
AK Parti iktidarının ilk yıllarında AB “gölgelerin gücü adına” kullanılan bir kalkandı!
Allah var.
Çok da işe yaradı.
İktidar attığı her adımda, önce AB’yi sürdü öne.
Eh.
“Madem AB öyle istiyor, diyecek bir yok” dedirtti herkese.
O devir artık kapandı.
“AB” adını ağza almak, “işi yokuşa sürmek” ile eş anlamlı epeydir.
Ve zaten dikkat edin.
AB Bakanı Egemen Bağış bile ipin ucunu bıraktı.
Haklı.
“Türkiye’de baba olmak” konulu panele katılıp, Cem Yılmaz’la karşılıklı kahkaha atmak varken; AB’den kime ne?

* * *

İkincisi, ekonomik açıdan AB soyup soğana çevrildi zaten.
Alan, alacağını çoktan aldı.
Son kalan 5 milyar Euro’yu da Kıbrıs Rumlarına yolladılar.
Oh.
Sen sağ, ben selamet!
Türkiye ise AB ile olan ekonomik ilişkilerinde hep “kucağa oturtulan” taraftı.
Bakın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a. . .
Gümrük Birliği’ni “esaret anlaşmasına” benzetiyor.
“Sürekli kazık yiyoruz” diyor.

* * *

Türkiye’ye “bahşiş niyetine” parça pinçik paralar verildi ancak.
Tıpkı önceki gün yazdığım “Katılım öncesi mali yardım” faslından yapılan “hibe yardımlar” gibi.
Söze kaldığım yerden devam edeyim.
İzmir’e verilen 10 bin Eoro’luk, 100 Euro’luk o paralar var ya, gerçekten “AB’nin bahşişi” onlar.
Sorarım:
İzmir’in dörtte biri kadar olan Kıbrıs Rumlarına bir günde verilen 5 milyar Euro’nun ne kadarı, şu geçen bilmem kaç yılda Türkiye’ye verildi acaba?

* * *

Ve sıra geldi AB’yi “tersinden” kullanmaya.
Eğer bir gün. . .
Öyle sıkıntılı konuların gündemi sarıp, sarmaladığı bir gün; eğer “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır” sözünü anımsatan bir haykırış duyulur ve de Türkiye’nin AB’ye yaptığı katılım başvurusunu geri aldığı açıklanırsa, kimse şaşırmasın.
Üstelik bu tavrın, yeni bir “kahramanlık destanı” gibi yazılacağına, şimdiden kalıbımı basarım!


İzmir “bahşişte” 33’üncü. . .

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’e önceki gün son cümle ile pası attığımda, onun ağları sarsacağından kuşkum yoktu.
Nitekim öyle oldu.
Seferihisarlı balıkçılara verilen “AB yardımı” hakkında önce bir bilgi notu yolladı, sonra telefonla aradı.
Diyeceğim şu:
AB’den alınan her Euro, balıkçı kardeşlerime helali hoş olsun. Keşke 10 mislini, 100 mislini alabilselerdi de, “denize veya çöpe atılan ıskarta balıkları kullanarak balık ezmesi gibi çeşitli ürünler” imal edilen koca bir fabrika kursalardı.
Yine önceki gün yayınladığım liste var ya, İzmir için bir “ayıp vesikası” aslında.
Çünkü İzmir, AB’den “hibe yardımı” alan iler arasında, 33’üncü sırada.
Buna karşın Hatay 17’nci, Kayseri 3’üncü ve elbette İstanbul 1’inci sırada!
Yani İzmir’in listesi çok daha uzun olmalıydı.
İzmir’in aldığı para, 3-4 milyon değil, 300-400 milyon Euro’yu aşmalıydı.
Yazık.
AB’den doğru dürüst bir bahşiş bile alamadık!

2 Nisan 2013 Salı

Kale’den düşenler var! / Feyzi Hepşenkal / 2 Nisan 2013

                                                          Tek karelik düzen


Kale’den düşenler var!

Önce Taha Akyol yazdı, “Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hakkı Uyar’ın ‘İzmir Seçimleri’ üzerine akademik bir çalışması var: 1930’da  Atatürk’ün partisine muhalif olarak kurulan liberal Fethi Bey’in Serbest Fırka adlı partisinin kalesi İzmir’miş. Sonra, Menderes ve Özal’ın kalesi” diye.
Ardından Güneri Civaoğlu onu doğruladı.
Kusura bakmasınlar.
Ben hepsini “yalanlamak” zorundayım!
Fakat önce şu “kale” meselesine açıklık getirmek gerekiyor.
“Kale” gücü simgeler; girilmezi, geçilmezi, aşılmazı ya da ezeni, silip süpüreni.
Örnekse. . .
2011 genel seçimlerinde Adıyaman, Afyon, Bingöl, Çankırı, Çorum, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, Gümüşhane, Kayseri, Konya,
Kütahya, Malatya, Kahramanmaraş, Nevşehir, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Yozgat, Aksaray, Bayburt,
Kırıkkale ve Düzce’den yüzde 60’ın üzerinde oy almıştı AK Parti ve de rakiplerini perişan etmişti.
Buraları AK Parti’nin kalesiydi.

* * *

İzmir’de ise yüzde 60’ın üzerine tarih boyunca iki parti çıkabildi.
1954 genel seçiminde Demokrat Parti yüzde 61, 1965 seçiminde de Adalet Partisi yüzde 62 oy aldı İzmir’de.
ANAP’a gelince. . .
İzmir’de bırakın yüzde 60’ı, yüzde 50’yi; yüzde 40’ı bile geçemedi hiç.
Ve dahası. . .
Anavatan Partisi, hiçbir zaman İzmir’de “birinci parti” dahi olamadı.
Arada ilginç bir durum yaşandı.
1991 yılındaki genel seçimde ANAP 8, DYP 7, SHP 4 milletvekili çıkarmıştı İzmir’den.
Oysa. . .
Oy dağılımı şöyleydi:
DYP yüzde 27,5, ANAP yüzde 25,5, SHP 245
Yani.
Bu sonucun da nedeni, seçim sisteminin cilvesiydi!
Tıpkı 2002 seçiminde olduğu gibi. . .

* * *

O yıl yeni bir dönemin başlangıcıydı malum.
Siyaset sahnesinde AK Parti vardı.
Ve İzmir’de AK Parti 8 milletvekilinin sahibi olurken, CHP tarihindeki rekora imza atarak 16 milletvekili çıkarıyordu İzmir’den.
Fakat sanmayın ki, CHP oy rekoru falan kırmıştı!
Aldığı oyun oranı yüzde 29’du yalnızca.
Olan şuydu:
Genç Parti’nin yüzde 17,5, DYP’nin yüzde 9,3, MHP’nin yüzde 7,8, ANAP’ın yüzde 4,2’lik oyu “çöpe gittiğinden” meydan da; CHP ile AK Parti’ye kalmıştı.
Velhasıl.
İzmir üzerine kalem oynatanlar, İzmir hakkında atıp tutanlar; daha dikkatli olsunlar.
Aksi halde. . .
Komik oluyorlar!

“Roni” diye biri

Taraf Gazetesi'nde "Roni Margulies" adıyla yazan biri var.
İsim gerçek mi, değil mi; "Roni" Kürt mü, değil mi; bilmem.
Ama ne yazdığı belli:
”Onlar ‘Türk’ değil, onun için Diyarbakır Newroz’unda ‘Türk’ bayrağı yoktu.
Başbakan ve diğer Türkler bunu kavradığı gün, barış gerçekten gelmiş olacak.
Bir arkadaşım Diyarbakır’daki mitingde Türk bayrağı olmadığı için eleştiride bulunduğunda sordum:
‘Sen Türklerin ve Kürtlerin eşit olduğuna inanıyor musun?’ ‘Evet’ dedi.
‘Anayasa’da Türk’ün sahip olduğu tüm haklara Kürt’ün de sahip olması gerektiğine inanıyor musun?’ Yine ‘Evet’ dedi.
‘Peki,’ dedim, ‘sen evine ya da toplantı yaptığın yere Kürt bayrağı asıyor musun?’ ‘Tabii ki hayır!’ dedi.
Peki, neden kendimiz Kürt bayrağı asmamayı normal kabul ederken, Kürtlerin Türk bayrağı asmasını isteyebiliyoruz?”
Bu “Roni" ya kendini çok akıllı sanıyor, ya herkesi aptal.
Bilmez mi ki O bayrak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı; Diyarbakır da, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçasıdır.
Eğer bu kadarını dahi anlamaktan ve kabullenmekten yoksunsa "Roni" ve benzerleri, APO'yu Türkiye Cumhuriyeti'ne Cumhurbaşkanı yapsanız bile nafile!