23 Temmuz 2013 Salı

Çok tehlikeli çok / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 23 Temmuz 2013


Çok tehlikeli çok

Bir kere söyledi. Yetmedi.
İmam Hatip Mezunları'nın iftarında konuşurken yine “Tencere tava çalanlara karşı yargıya giderek hakkınızı savunun. Yargıda onlar mücadele etsin. Yıllarca biz mücadele ettik şimdi onlar mücadele etsin” dedi.
İstiyor ki:
Komşu komşuya düşman olsun!
“Kin” zirve yapmış.
“Nefret” doruklarda geziniyor.
“Öfke” hiç dinmiyor.
“İntikam yemini” etmiş sanki!
Ve tabii…
Siyaseten “işe çok yarayan, yandaşlarını sıkı sıkıya kendine bağlamayı” amaçlayan, bir hesap da var işin içinde.
Var da…
Bu hesap çok tehlikeli.
Zira malum.

Sap döner, keser döner; gün gelir, hesap döner!

22 Temmuz 2013 Pazartesi

İskele sancak alabanda! / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 22 Temmuz 2013



İskele sancak alabanda!

İskele, teknenin sol yanıdır.
Sancak ise sağ yanı.
“İskele Sancak” Ahmet Hakan’ın bir zamanlar sunduğu TV programının adıydı.
Yani…
“Ak ile Kara” veya “Sağ ile Sol” ya da “Bir o taraf, bir bu taraf” misali.
Ve sonra…
“Alabanda” dedi Ahmet Hakan.
Yine ve yani…
“Dümeni kırdı” sonuna kadar.
İnsan, böyle sert manevralar yapmak zorunda kalabilir hayatta.
Marifet, bir kez daha denizcilik terimi kullanarak ifade edelim ki “alabora” olmamaktır!
Örnekse…
Yiğit Bulut gibi batırmadı gemisini!

* * *

Ahmet Hakan yeni ufuklara yelken açarken, maharetle kullanıyor dümeni.
Geçenlerde madde madde bir “Recep Tayyip Erdoğan eleştirisi” yaptı, helal olsun vallahi.
Düşündüm biraz, “Daha iyisini yazabilir miyim” diye.
Yok.
Yazamam.

* * *

İşte o maddelerden bir demet:
“Büyük-küçük her türlü toplaşmada her tarafı gaza boğmak...
Televizyonları ‘hep aynı şeyleri söyleyen kişilerin konuştukları bir mecra’ haline getirmek...
Devletin valisinin günde en az üç kez birbiriyle çelişen açıklamalar yapmasına neden olmak.
Devletin el koyduğu gazeteye yandaş doldurmak...
Bazı kadınların ‘Bizi emniyette çırılçıplak soydular’ iddiası karşısında tüyü bile kıpırdatmamak.
İzmir’de ortaya çıkan eli sopalı polisler hakkında ne yapıldığını şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmamak.
Cadı avı yapmak...
Toplumsal mühendislik yapmaya soyunmak...
Eleştiriye tahammülsüzlük.
Başkalarının ahlaki değerlerini, kılık kıyafetini, yiyip içtiğini yargılamak ve değerlendirme konusu yapmak.
’Keyfi tutuklama ve gözaltılar endişe verici’ cümlesini sadece Mısır için kurması...
Tek adamlık...
10 yıl boyunca askeri vesayete karşı hükümete destek vermiş liberal demokrat aydınları, sırf hükümeti azıcık eleştirdiler diye anında ‘darbeci’ ilan etmek.
Katliamlar arasında ayrımcılık yapmak.”

* * *

Velhasıl…
Saymakla bitmez.
Ahmet Hakan’ın bana göre ciddi bir avantajı var tabii.
O bizim bilmediğimiz sularda yüzdü yıllarca.
Orada ne varsa, hepsini iyi tanıyor.



Dedim ki…

Kanın helali onuruyla yaşayan insanda olur.

* * *

Hep aynı hikaye...
İşine her geldiğinde, hep o birinci.
Gerçekten o bir inci.
Ama pırlanta ile dolu bir çuvalın içinde!

* * *

İnsan hayatını "kelle hesabıyla" ölçenin, insanlık dersi vermek haddine düşmez.

* * *

Türkiye'de çok kanaldan "tek yayın" yapılıyor.
İstisnalar var tabii.
Onlar da kaideyi bozmuyor!

* * *

Darbe Anayasası ile konulan seçim barajını yıkmayanların demokrat olduğuna, Kadir'den başka kim İnanır?





21 Temmuz 2013 Pazar

Ah Ali İsmail… Vah Türkiye! / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 21 Temmuz 2013


Ah Ali İsmail… Vah Türkiye!


Bazı anlar vardır, unutulmaz. İşte bu fotoğraf o anlardan birini simgeliyor. Şahap Korkmaz’ın eli Ali İsmail’in fotoğrafının üzerinde, avuçlarının içi alev alev yanarak okşuyor oğlunu.
Yüreğindeki yangın ise yüzüne yansımış.
Ah Ali İsmail ah.
Ağabeyi Gürkan Korkmaz, Twitter’da “Alimi vurdular” adıyla bir hesap açtı onun anısına.
Ve bir çağrı yer alıyor orada.
Elbet “insan” olanlara:
“Ben Ali İsmail Korkmaz. Öldürüldüm! Bilgin varsa yardım et.”
Günler geçiyor.
Ülkeyi yönetenler ise, katilleri bulacaklarına “öldürülen gençleri” suçluyor.
Ah Ali İsmail.
Vah Türkiye!

* * *

Ağabeyi “Ali İsmail’i Anlat Bana” başlığı altında, kardeşini anlatmış kısacık cümlelerle.
Hatta bazen tek kelimeyle…
“Hayat doluydu.
Marjinaldi.
Çapulcuydu.
Daha büyümemişti.
Haluk Levent'i severdi.
Pink Floyd dinlerdi.
Daha 15-16 yaşında arkadaşlarını organize eder huzur evine giderdi.
Eski kıyafet ve kitapları toplar arkadaşlarıyla köy okullarına giderdi.
Hayvanları çok severdi, Golden Retriever cinsi bir köpeği vardı.
Gezmeyi severdi, çok aktifti. Lisede Avrupa Birliği projeleriyle 2 defa yurt dışına çıktı.
Fenerbahçe taraftarıydı.
Karizmaydı.
Eğlenceliydi.
En sevdiği film V for Vandetta'ydı, üniversitedeki odasında koca afişi asılıydı..
En sevdiği kuzenleri Okan ve Hasan'dı.
Dört kardeşlerdi, iki de yeğeni vardı.
Yeğeni Tuana'ya, ‘Sana bir şey olursa ölürüm’ derdi. Ama ona bir şey olmadan öldürüldü.
Aklı havadaydı, bazen kendisi de öyleydi.
Yengesi 6 aylık hamileydi. Doğacak yeğenini çok merak ederdi. Bilmiyordu ki adaşı olacaktı.
Hala anlamadım, Metallica'dan ne anlardı?
Gezer, gezdiği yerleri fotoğraflardı. O kadar çok resminin olması ondandı.
En çok sevdiği ve giydiği bir tişörtünde barış logosu vardı.
Daha 19 yaşındaydı.”

* * *

Gürkan Korkmaz’ın bağrı yanıyor.
Haklı olarak…
Hem de çok haklı olarak haykırıyor Gürkan Korkmaz:
“Ulan Allahsızlar… Ne istediniz kardeşimden?”



Dedim ki…

Kimse akıl vermesin başkasına.
Sinir bozar.
Vereceksen bilgi ver ki…
Başımın üzerinde yeri olsun.

* * *

Hele talimat.
Hele emir...
Sus.
Haddine mi düşmüş bana ne yapacağımı söylemek, sen kimsin?

* * *

RTÜK gerçek bir medya denetçisi olsaydı, Penguen belgeseli yayınlanan kanallara "Böyle haber kanalı olmaz" diye ceza verirdi.

* * *

Her nerede insanlar hunharca öldürülüyorsa, katillere lanet olsun.
Önce kendi ülkesindeki katillerin peşine düşmeyene de...
Yazıklar olsun!

* * *

“Erdoğan için ölmek gerekirse ben ölürüm” diyen Başbaş Danışmana, ne denir?
Keyfin bilir!











19 Temmuz 2013 Cuma

AKP’den İzmir’e yıldızlar karması / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 19 Temmuz 2013


AKP’den İzmir’e yıldızlar karması

İzmir’in 30 ilçesi var. Bir de Büyükşehir. Etti mi 31…
AKP “çok önem verdiğini” ısrarla tekrarladığı İzmir için öylesine ses getirecek bir kadro sürmeli ki sahaya, herkesin ağzı bir karış açık kalmalı.
Bazı özel durumlarda, dünyanın en iyi futbolcuları toplanır ya bir araya… Aynen o şekilde.
Deyim yerindeyse…
“Yıldızlar karması” gibi takım.
Üstelik ellerinde, üç dönemdir milletvekilliği yaptığı için “önü tıkalı” isimlerden oluşan bir yığın seçenek var.
Önce şunu söyleyeyim.
Binali Yıldırım’ı liste dışı bıraktım.
Hep söylediğim gibi, o İzmir’e emanet geldi. Asıl yeri İstanbul.

* * *

İzmir’deki 31 belediye başkan adaylığı için önereceğim ilk isim Vecdi Gönül.
Kendisi İzmir Valisi iken ve Konak henüz ilçe olmamışken, bir vesile ile “Siz Merkez İlçe Kaymakamı mısınız?” diye takılmıştım kendisine.
“Evet” demişti:
“Ben aynı zamanda Merkez İlçe Kaymakamıyım.”
Dolayısıyla, Vecdi Gönül’ün AKP Konak adayı olması münasiptir.
Bir anısı olduğu için bu yakıştırmayı yapmamı AKP’li dostlar, umarım anlayışla karşılar.
Yoksa onların işine karışmak bana düşmez.

* * *

En fazla öneririm.
Aynen şöyle:
Cemil Çiçek, Bülent Arınç, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Ali Babacan, Sadullah Ergin, Nihat Ergün, Mehdi Eker, Hayati Yazıcı, Taner Yıldız, Faruk Çelik, Egemen Bağış, Suat Kılıç, Fatma Şahin, Ömer Çelik buyurun İzmir’e…
Abdülkadir Aksu, Hüseyin Çelik, Salih Kapusuz, Recep Akdağ, İdris Naim Şahin, Burhan Kuzu, Nimet Baş, Necati Çetinkaya buyurun İzmir’e…
Sadık Yakut, Nafiz Özak, Mehmet Ali Şahin, Şaban Dişli, Köksal Toptan buyurun İzmir’e…
Kaç etti?
Sanırım 28.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, İzmir Milletvekili ve Cumhurbaşkanı Gül’ün eniştesi Mehmet Tekelioğlu ve İl Başkanı Ömer Cihat Akay.
Buyurun işte.
31 kişilik bir “yıldızlar karması” size.
Eğer AKP bu kadro ile de iş yapmazsa İzmir’de…
Ben daha ne yapayım!


Dedim ki…

İnsan huzur istiyor.
Kafası rahat olsun istiyor.
Eve et alırken gramla değil, kiloyla almak istiyor.
Çok mu? Çok gördüler.
Sorun da bu zaten

* * *

“Her şeyim” diyen, hiçbir şeydir.

* * *

Tecavüz karşısında sessiz kalandan şeytan bile korkar.

* * *

İktidar kendine dikensiz bir gül bahçesi yaratmıştı.
Geçmiş olsun.
Artık her yer ısırgan otu size..

* * *

Şafak söktü mü Vakit gelmiştir.
Sabah'tan Akşam'a salla gitsin...


18 Temmuz 2013 Perşembe

Kim, kimi, kime şikayet ediyor? / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 18 Temmuz 2013



Kim, kimi, kime şikayet ediyor?

Başbakan, bankalara vuruyor da vuruyor.
Aslanım benim.
Vur.
Daha sıkı vur.
Daha sert vur.
Bir sağ kroşe.
Bir sol direk.
Bir aparkat.
Vur.
Hiçbir itirazım yok.
Hatta memnun olurum.
Keyfim iyice yerine gelir.
Hatta içimdeki yağlar erir.

* * *

Hesap ortada, mal meydanda.
Bankalar hiçbir dönemde olmadığı kadar çok para kazandılar bu devirde.
Kasaları doldu taştı.
Asıl kazancı ise para alıp satmaktan değil, milleti yolmaktan sağladılar.
“Zart” ücreti.
“Zurt” ücreti.
Her akşam yatağa “yarın ne icat etsem de halkı biraz daha tırtıklasam” niyetiyle uzandılar.
Millet rüyasında koyun sayar.
Bunlar insanları saydılar koyun niyetine!

* * *

Vatandaşın hiç mi suçu, günahı yok.
Var elbet.
Ellerine zorla tutuşturulan kredi kartlarından koleksiyon yaptı millet.
Kimi televizyon aldı kredi kartıyla.
Kimi en son model cep telefonlarından.
Ahalinin çoğu ise mecbur kaldı kredi kartı kullanmaya.
Cepte para olmayınca, ne yapsın?
“Yarın ola hayrola” deyip, ekmeğini bile kredi kartı ile alıp, götürdü evine.
Borçlar, borçla ödenmeye başladı hızla.
Sonra ödenemez oldu.
İnsanlar bunaldı.
İntihar istatistiklerine bakın.
Her geçen yıl yükselen kredi kartı borcu ile nasıl da uyum içinde!

* * *

Başbakan diyor ki bankacılara şimdi:
“Ne yapacaksınız bu parayı ya? Vatandaştan bu komisyonları almayın. Ama yok, doymazlar. Onların gözünü ancak kara toprak doyuracak.”
Ağlar mısın, güler misin?
Bankacılar Fransız sanki.
Başbakan da Uganda’yı yönetiyor!
Hey.
Burası Türkiye.
Kim, kimi, kime şikayet ediyor?
Yaşanan ne varsa bu ülkede, hepsi sizin eseriniz!


Dedim ki…

İzmir'de tutuklamalar dalgalar halinde sürüyor...
Fakat eli sopalı zorbalardan hâlâ haber yok!

* * *

Başbaş Danışman Yiğit Bulut’un "Gezi olayları Türk devletine iç ve dış saldırı" demesi, şanına yakışmadı.
"Uzaydan yapılan bir saldırı" falan deseydi, daha yaratıcı olurdu!

* * *

"Usta" denilen kişi, saygı duyulan insandır.
Parçaları derler, toplar, birleştirir.
Sen sağlam olanı bozuyor, dağıtıyor, parçalıyorsun.

* * *

İktidarı anlatan, en güvenilir kaynak:

* * *

Yandaş olmanın ilk koşuludur yalancı olmak.
Zira en büyük yalanı yalakalık yaptığına söyler yandaşlar.




17 Temmuz 2013 Çarşamba

Bazı darbeciler iyidir! / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 17 Temmuz 2013


Bazı darbeciler iyidir!

Mısır’da darbecilerin yaptığına tüm gücüyle direniyor kendine “demokrat” diyen herkes.
Öyle de olmalı.
Türkiye’yi yönetenler ise bu konuda liderliği kimseye kaptırmamaya kararlı.
Merak ettim.
Acaba bu kararlılık ve kahramanlık gösterisi her zaman ve bütün darbecilere karşı mı sergilenmiş, yoksa günün koşulları icabı mı?
Örnekse, Pakistan.
Mısır’dan çok daha “dost ve kardeş” bir ülke hesapta.
AKP’li yılların önemli bir bölümünde, Pakistan’ın başında darbeci bir general ve Pervez Müşerref adlı en hasından bir diktatör vardı.
Ne yaptı Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve öteki iktidar mensupları?
Pervez’le “müşerref” mi oldular, “bizim diktatörlerle işimiz olmaz” mı dediler?
Bakalım.

* * *

İslam Zirvesi için 2007 yılının Mart ayında Riyad’a gidiyor Başbakan Erdoğan. Oradaki zevattan ikili görüşme yaptığı kişiler arasında bilin kim var?
Bravo.
Bildiniz.
Pervez Müşerref.
Devam edelim.
15 Kasım 2007, saat 21:05. Haberi NTV veriyor:
“Ankara, Pakistan’da olağanüstü hal ilan ederek anayasayı askıya alan devlet başkanı Pervez Müşerref’e destek verdi.”
Yine 2007. 3 Aralık:
“Pakistan’da Genelkurmay Başkanlığı’nı bırakıp sadece Devlet Başkanı olarak yemin eden Pervez Müşerref’in ilk resmi konuğu, Cumhurbaşkanı Gül oldu.”

* * *

Aralık ayının 27’si sadece Pakistan için değil, yeryüzü adına kara, kapkara bir gün.
Demokrasi savaşçısı, idam edilen bir başbakanın kızı, eski Başbakan Benazir Butto; göz göre göre gelen ölümle buluştu o gün.
Dünyadaki tüm sağır ve körler dahi biliyordu ki, düzenlenen suikastın arkasında Pervez Müşerref vardı.
Bir gün sonra Başbakan Erdoğan telefonla Müşerref’i aradı.
Görüşmenin “Başsağlığı dilemek için yapıldığı” açıklandı!
Zaman geçti, Müşerref ülkesinden kaçtı. 5 Kasım 2012’de İstanbul’da gördüler onu.
Dolmabahçe’deki şu meşhur Başbakanlık Çalışma Ofisi’ne girerken fotoğrafını çektiler!
Neymiş hanımefendiler ve beyefendiler…
Türkiye’yi yönetenler için bazı darbeciler kötü, bazıları da iyiymiş!


Dedim ki…

Ahlak dersi vermeye kalkışanlar, öncelikle "ahlaksız" olmamalılar.

* * *

Adnan Sökmen "Adalet mülkün temelidir" sözünün altına yazmış: - Temel, sana diyoruz duydun mu?
Cevapladım mecburen:
Temel sağır, İdris kör...

* * *

Akıllı belediye başkan adayları "AVM yapımına izin vermeyeceğim" der bu seçimde...

* * *

"Biz gelmedik kavga için" deyip, halkla kavgaya tutuşanlar; yenilmeye mahkumdurlar.

* * *

İki türlü anket vardır. Biri gerçeği saptamak için... Öteki saptırmak için yapılır.

* * *

Cadı avına çıkanlar sonunda "av" olacaklar.






16 Temmuz 2013 Salı

AKP Ege’de “sıfır” çekebilir / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 16 Temmuz 2013

AKP Ege’de “sıfır” çekebilir

Varsayın ki, ORC araştırma şirketinin yaptığı anket doğru.
Ege’nin büyük şehirlerinde manzara şöyle yani…
Aydın’da CHP yüzde 40,5, AKP yüzde 26,1, MHP yüzde 17,3 oy, diğer partiler 5,2, kararsız yüze 10,9
Balıkesir’de AKP yüzde 33,1, MHP yüzde 30, CHP yüzde 22,5, diğer partiler yüzde 4,6, kararsız yüzde 9,8
Denizli’de AKP yüzde 39,3, CHP yüzde 32, MHP yüzde 16,4, diğer partiler yüzde 2,9, kararsız yüzde 9,4
İzmir’de CHP yüzde 42, AKP yüzde 34,3, MHP yüzde 9,3, diğer partiler 3,2, kararsız yüzde 11
Manisa’da AKP yüzde 34,8, MHP yüzde 29, CHP yüzde 20,6, diğer partiler 3,9, kararsızlar yüzde 11,7
Muğla’da CHP 43, AKP yüzde 26, MHP yüzde 21,1, diğer partiler yüzde 3, kararsızlar yüzde 6,9.
Hal böyleyse gerçekten…
Adayı belli CHP’nin Aydın’da zaferi kesin.
Aynı şekilde (eğer aday seçimlerinde büyük enayilikler yapmazsa) İzmir ve Muğla’da da CHP rakipsiz.
Balıkesir ve Manisa’da CHP seçmeni, MHP adaylarına destek verir; Denizli’de ise tam tersi olursa…
AKP Ege’de “sıfır” bile çekebilir!