18 Ekim 2013 Cuma

İzmir için hayal edin / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 18 Ekim 2013


İzmir için hayal edin

“Karayolları 2’inci Bölge Müdürü Abdülkadir Uraloğlu İzmir’in iki yakasını birleştirecek proje kapsamında, Körfez'in ortasında yapay bir ada oluşturulacağını, İnciraltı ile bu ada arasındaki ulaşımın 2 kilometrelik tüp geçitle sağlanacağını açıkladı. Ada ile Karşıyaka-Çiğli arasındaki ulaşımda ise 4 kilometrelik asma köprü kullanılacak.”
Haberi okudunuz, müjdeyi duydunuz.
Söylemeliyim ki…
Önerilen projeyi çok sevdim.
Farklı ve iddialı bir kere.
Hayal edin.
İnciraltı’ndan yerin altına giriyorsunuz önce.
Tüp geçitte iki kilometre gittikten sonra “hop” Körfez’in ortasından denize çıkıyorsunuz.
Dikkat.
Orada bir “ada” var.
“Ada” konusuna tekrar döneceğim ama şimdi yola devam edelim.
Denizden bir köprü yükseliyor sonra.
Dört kilometreyi de denizin üzerinden gidiyorsunuz.
Ver elini, Karşıyaka.
Çok hoş.
Çok güzel.
Dilerim hızla başlar ve hızla biter.

* * *

Ve ada.
Şakası yok.
Bu büyük bir fırsat İzmir için.
O ada herhalde ve sadece bir bağlantı noktası olarak düşünülmemiştir.
Aynı zamanda İzmir’i simgesi olacak önemde, ilginçlikte ve görkemde düzenlenecektir.
Tamam.
Araçlar denizin altından gelip, üzerine çıkacaktır orada fakat aynı zamanda isteyen aracını park yerine çekip; bu yapay adadaki farklı mekânlarda zaman da geçirebilecektir.
Hatta İzmir’in kıyılarındaki iskelelerden buraya vapur seferleri de gerçekleştirilecektir.

* * *

Hadi biraz hayal kuralım.
Adanın ortasında bir göl yaratılabilir pekâlâ.
Çevresi kumsal.
İnsanlar “denizin ortasındaki adanın ortasındaki denize” girerler meselâ!
Ciddiyim.
Olabilir.
Olmalı.
Madem böyle bir düşünce vardır…
Hayali de büyük olmalıdır.
Hem ne derler…
Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.
Bence “Körfez’e yapay ada” hedefi, ne kadar iyi işlenirse; getirisi de katlanarak artacak değerdedir.
Aman.
Dikkat.
Bu büyük fırsatı ıskalamayalım.
Ayağımıza gelen topa öyle bir vuralım ki, tam 90’a gitsin.
Yer gök “GOOOL” diye inlesin.


Kurban geldi böyle oldu

Bayramın ilk günü hesabı çıkarmışlardı. Üstelik öğleden sonraya kadar tutulan kayıtlara göre, Türkiye’de 3 bin 883 kişi kurban kesmek isterken hastanelik olmuştu.
Ya sonra?
İkinci gün, üçüncü gün ve bugün…
Kim bilir kaç “kurban gazimiz” oldu?
İlk günkü listeye baktım…
Aydın’da 22, Balıkesir’de 20, Çanakkale’de 54, Denizli’de 140, Manisa’da 30, Muğla’da 7, Uşak’ta 23 kişi “gazi” olmuş.
Rekor İzmir’in, Ege’de, 150 kişiyle!
Başta Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile belediyelere öneriyorum…
Lütfen ve acilen “kurban kesme kursu” açın her yerde.
Kurban uğruna daha fazla kurban vermeyelim artık.
Yoksa durum feci.
Hele bir yabancı duysa bunu, aklı şaşar vallahi.



Tek karelik gazi!

17 Ekim 2013 Perşembe

Attila İlhan Karşıyaka’da yaşamalı / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 17 Ekim 2013


Attila İlhan Karşıyaka’da yaşamalı

Bak Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak kardeşim…
Ve sen, bundan sonra Karşıyaka’ya belediye başkanı olacak her kimsen…
“Bu memleketten bir Attila İlhan geçtiğini” hiç unutma.
Bil ki, Attila İlhan bir başladı yazmaya:
Sokaktaki Adam…  Sisler Bulvarı… Yağmur Kaçağı… Zenciler Birbirine Benzemez... Abbas Yolcu…
Henüz 1960 yılı bitmemişti.
Çoğunuz yoktunuz dünyada.
Attila İlhan vardı.
“sisler bulvarı bir gece haykırmıştı / ağaçları yatıyordu yoksuldu / bütün yaprakları sararmıştı / bütün bir sonbahar ağlamıştı / ağlayan sanki İstanbul'du / öl desen belki ölecektim / içimde biber gibi bir kahır / bütün şiirlerimi yakacaktım / yalnızlık bana dokunuyordu” diye de, çoktan yazmıştı.

* * *

Sonra 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllar…
Attila İlhan hep yazdı:
Ben Sana Mecburum… Bela Çiçeği… Kurtlar Sofrası… Yasak Sevişmek… Hangi Sol? Hangi Batı? Tutuklunun Günlüğü… Bıçağın Ucu… Sırtlan Payı… Faşizmin Ayak Sesleri… Fena Halde Leman… Gerçekçilik Savaşı… Hangi Sağ? Hangi Atatürk? Elde Var Hüzün…
Haco Hanım Vay… Sağım Solum Sobe… Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler… Korkunun Krallığı…
“Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor / Bu şehir o eski İstanbul mudur? / Karanlıkta bulutlar parçalanıyor / Sokak lambaları birden yanıyor / Kaldırımlarda yağmur kokusu / Ben sana mecburum sen yoksun” diye yazdığında Attila İlhan, acaba kaçımızın eli kalem tutmaya başlamıştı?

* * *

Bak Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak kardeşim…
Ve sen, bundan sonra Karşıyaka’ya belediye başkanı olacak her kimsen…
“Bu memleketten bir Attila İlhan geçtiğini” hiç unutma.
Benden tavsiye sana…
Ne zaman bunalırsan, git Karşıyaka sahiline, onun yanına, bir şiirinden mırıldan iki mısra.
İnan rahatlarsın, ferahlarsın, canlanırsın.

* * *

Yeri gelmişken, altını çize çize söylemeliyim.
Sahildeki büstü ile yetinmemeli ve dahası onu ölüm gününde dahi yalnızlığa terk etmemeli Karşıyaka’yı yönetenler.
“Karşıyakalı, İzmirli büyük sanatçı Attila İlhan'ın aramızdan ayrılışının 8. yılı için düzenlenen anma törenine bir avuç İzmir sevdalısı katıldı. Bu ülkenin Kültür Bakanlığı'nı, İzmir Valiliği'ni, İzmir ve Karşıyaka Belediyesi'ni temsilen bir Allah'ın kulu gelmedi törene” şeklindeki yorumlar, asla yapılamamalı!
Aksine…
Attila İlhan adeta “can bulmalı” yeniden.

* * *

Her gün Karşıyaka’nın sokaklarında yürümeli Attila İlhan.
Bazen “hayat zamanda iz bırakmaz / bir boşluğa düşersin bir boşluktan / birikip yeniden sıçramak için / elde var hüzün” demeli uzaktan.
Bazen “yol boyunca aralıksız kuş yağmuru / gemiyle yarışan yunuslar / maviliğin gözlerine sığmayan sonsuzluğu / o ilk hürriyet sarhoşluğu / korkudan ihtiyarlayabilir mi / irmi yaşında insan” demeli yakından.
İşte bir selam:
“hayat zamanda iz bırakmaz / bir boşluğa düşersin bir boşluktan / birikip yeniden sıçramak için / elde var hüzün”
Bir selam daha:
“işgal altüst etti nasıl da İzmir'de her şeyi / öğrendi kullanmasını Despina bu yanlış geceyi / körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı / miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi”

* * *

Bak Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak kardeşim…
Ve sen, bundan sonra Karşıyaka’ya belediye başkanı olacak her kimsen…
“Bu memleketten bir Attila İlhan geçtiğini” hiç unutma.
Ve o nasıl ki, “görünmez bir mezarlıktır zaman / şairler dolaşır saf saf / tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür / tahrip gücü yüksek saatli bir bombadır patlar / an gelir Attila İlhan ölür” demişse…
Biz de demeliyiz ki:
“an gelir Attila İlhan Karşıyaka’da yaşar”



16 Ekim 2013 Çarşamba

Gözde Kansu’yu yedirtmem / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 16 Ekim 2013


Gözde Kansu’yu yedirtmem

Ayıplarıyla susup, oturacaklarına; çareyi Gözde Kansu’yu karalamakta buldular.
Şunlara bakın hele…
Sağdan soldan üç-beş twiti yayımlayıp, akıllarınca işin içinden sıyrılacaklar.
Neymiş…
Gözde bağırarak konuşuyormuş.
Gözde’nin hareketleri abartılıymış.
Gözde’nin ne kıyafeti güzelmiş, ne saçı başı.
Hatta hakarete varan mesajları bile yaptıkları habere koymaktan çekinmemişler.
Niçin?
“Biz Hüseyin Çelik’in lafıyla değil, kendi irademizle sunucuyu kovduk” diyebilmek için!

* * *

Millet salak tabii.
Ne derseniz inanır.
Öyle mi?
Yazık size.
Acırım halinize.
Biraz, birazcık delikanlı olabilseydiniz keşke.
Ama yok.
Çaresizlik aklınızı başınızdan almış.
Panik içinde ne yapacağınızı şaşırır duruma düşmüş, bataklıkta çırpınmaktan beter olmuşsunuz.

* * *

Bekledim biraz.
Kafası biraz olsun çalışan bir dostunuz, arkadaşınız çıkar da size bir “ayar çeker” diye.
O da yokmuş.
Ne dostunuz varmış, ne de varsa bir dostunuz onun da kafası çalışmazmış.
Söylenecek şey şu kadar basitti oysa:
“Arkadaş, yayınlandığınız program canlı yayın mıydı?”
Hadi.
Cevap verin.
Daha da kıvırtıp “Evet” deyin.
Yooo.
O kadar uzun boylu değil.
Programın “bant yayın” olduğunu, Çemizgezek’teki çoban dahi biliyor zira.
Madem öyle.
Ve madem Gözde Kansu iddia ettiğiniz gibi “şöyle-böyle” neden yayınladınız programı?
“Biz bu kadar kötü bir performansı ekrana taşıyamayız” neden demediniz?
En fazla bir hafta gecikirdiniz.
Ne var bunda?
Rezil olmaktan daha mı kötü?

* * *

Susun.
Bari susmamsını bilecek kadar edepli olun.
Ha.
Gözde Kansu, İzmirli olmasaydı işin üzerine bu kadar gider miydim yine?
Bilmem.
Tekrar deneyin de görün!


O milyonlar bizim

Siyasi partilere “hazine yardımı” adı altında, para verildiğini biliyor olmalısınız.
Peki, kaç para?
AKP, CHP ve MHP’ye bu yıl için 145 milyon lira ödendi.
Esas bilmediğiniz şu olmalı belki:
“Partiler, yerel seçim yıllarında normalin iki katı, genel seçim yapılan yıllarda ise üç katı hazine yardımı alıyor.”
Yani gelecek yıl AKP 171 milyon, CHP 94 buçuk milyon, MHP ise 47 milyon lira hazine yardımı alacak.
2015'te ise üç partinin kasasına 531 milyon lira girecek.
O milyonlar havadan gelmiyor.
O milyonlar halkın parası.
Ve siz üç partiden birine oy vermediyseniz eğer, sizin ödediğiniz para da, onların kasasına gidiyor.
Hak mı bu?
Çare her partiye genel seçimde aldığı oy oranında yardım yapılması elbet. Binde 1 bile oy almışsa parti, onun karşılığı olan parayı almalı.
Aksi haksızlık… Hatta hırsızlıktır.



Tek karelik ağırlık!

15 Ekim 2013 Salı

YasAK karakteriniz oldu / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 15 Ekim 2013


YasAK karakteriniz oldu

Bugün bayram, şarkılar, türküler söylemek lazım.
Onlar da aynen bunu yapacaktı.
Şarkılar, türküler söyleyecekti.
Ama yasAKladılar.
Grup Yorum’un Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda vereceği konser, bütün işlemler usulüne uygun olarak tamamlandığı halde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından şenlikte provokasyon çıkacağı duyumunu aldıkları gerekçesiyle” yasAKlandı.
Bunun üzerine Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde basın açıklaması yapmak istediler.
Onu da polis yasAKladı.
YasAK.
Artık her yerde, her şey yasAK.
Ey iktidar, farkında mısınız?
YasAK karakteriniz oldu.
İçiniz dışınıza vurdu!

* * *

Oysa biz o şarkıları söylüyoruz zaten.
“Bu memleket bizim” diyoruz, “Cesaret” diyoruz, “Haklıyız, kazanacağız” diyoruz, “Gün Doğdu” diyoruz, “Haydi kol kola” diyoruz, “Kahramanlar Ölmez” diyoruz, “Sen Özgürlüksün” diyoruz, “Yarın Bizimdir” diyoruz, “Zafere kadar” diyoruz.
Hele var ya…
Çav Bella’yı söylerken, yerimizde duramıyoruz.

* * *

Ve o muhteşem konser kayıtta.
İşte Tuncel Kurtiz yaşıyor, orada.
Heybetli sesiyle haykırıyor bir daha:
“yanar kavrulur bedenimiz sevdiklerimiz
yanar kavrulur
külümüz kalır geriye rüzgarda savrulur
sözümüz kalır
bir de öfkemiz, birde öfkemiz, birde öfkemiz
öfkeliyiz
kül savrulur, söz kalır, öfke büyür
büyüyor
bağdat’lıyız, bağdat’tayız, dünyanın her yanındayız
bu kan denizinin dalgalarıyla
yankileri boğacağız
bağdat’lıyız, bağdat’tayız, bağdat’tayız, her yandayız
geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
katlettiğin yetti artık, yetti artık, yetti
geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
söndürdüğün ocaklar yetti artık, yetti, yetti.”

* * *

Ve hep birlikte eşlik ediyoruz ona:
”yetmez artık
bombaların durduramaz bu seli
sorulacak bir hesap var
yetti artık yetti
atılan bombanın bir hesabı olacak
olmalı
yetti artık, yetti
bu hesap vakti geldi”


Helal sana Mehmet Duysak

Filmin adı:
"Süslü Kabak: Muhtarların Seçim Düellosu"
Bu bir kısa film.
İZFAŞ'da Grafik Tasarım Sorumlusu olarak çalışan Yönetmen Mehmet Genç tarafından, Kaynak Zincirleri ana sponsorluğunda ve Beydağ Belediyesi'nin katkılarıyla çekilmiş.
Perşembe günü filmin Beydağ’da galası yapılacak.
Filme başrolü, bir İZFAŞ çalışanı olan Mehmet Duysak oynuyor.
Namı diğer, Bozuk Memo.
İzmir Fuarı’nı yönetirken kahrımı çekenlerin başında geliyordu Mehmet Duysak.
Onu tanımanızı isterim gerçekten.
“Nevi şahsına münhasır” derler ya, aynen öyle biri.
Harika bir eşi, iki güzel kızı var.
Yıllardır diyalize girmesine rağmen, hayata tebessümle bakabilen; yeri geldiğinde felsefenin kralını yapabilen aslan kardeşim benim.
Helal olsun sana.


Tek karelik Muhtar Memo


14 Ekim 2013 Pazartesi

Foça ile Çeşme / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 14 Ekim


Foça ile Çeşme

Foça’yı iyi bilirim. Hayatımın neredeyse yarısı orada geçiyor. Bir de hayatını Foça’ya adayanlar var.
Dolayasıyla bana susmak yakışır, onlar varken.
Hadi Hasan Eser…
Foçalı gazeteci kardeşim, söz senin.

* * *

“İzmir’in ilk kadın kaymakamı İnci Sezer Becel, Çeşme’de göreve başladığı ilk günlerde Yeni Asır Gazetesi’ne verdiği mülakatta; sahilde kamu binalarını görünce şaşkınlık geçirdiğini belirterek; ‘Bu kadar kamu binasının sahilde işi ne? Buralar halkın kullanacağı yerler olmalı’ demişti…
Çeşme için bu yorumu yapan Sayın Becel, bir de Foça’yı görmüş olsa kim bilir neler söylerdi?
Sayın Becel’in Çeşme ilçesi adına yaptığı bu özeleştirisini, bugüne kadar Foça için dile getirebilen ne bir bürokrat, ne de bir siyasetçi ortaya çıkabilmiştir maalesef…
Malumunuz Foça’nın sahil boyunda çok sayıda kamu binası bulunuyor.
Güya Foça bir turizm ilçesi.
Ama Foça’nın dünyada eşi benzerine ender rastlanan güzellikteki o eşsiz sahillerini turizme yönelik mekânlar değil, çeşitli kamu binaları süslüyor…
Merak ediyorum…
Türkiye’de Foça gibi turizm sahil kenti olup da, jandarmanın,  polis karakolunun, devlet bankasının, bürokrat lojmanının, kazı kurulunun, hastanenin, belediyenin ve ilköğretim okullarının deniz manzaralı olduğu bir kent daha var mıdır?
Hiç sanmıyorum.
Zira bir turizm liman başkanlığı ve gümrük binası haricinde denize sıfır konumda olan kamu binalarının deniz kenarında ne işe yaradığına anlam verebilmek mümkün değildir.
Uzun lafın kısası Foça'nın sahilindeki binalar yabancı turistlerin değil, bürokratların denizi seyrederek vakit geçirdiği mekânlar konumundadır.
Ayrıca Foça gibi otobüs terminali, küçük sanayi dükkânları, pazaryeri ve hayvan damları kent merkezinde olan bir turizm kenti daha yoktur herhalde?”

* * *

Hasan Eser’in tespiti böyle.
Diyebilirim ki, az bile yazmış.
Örnekse…
Şehrin merkezindeki ve denize nazır o devasa Komando Okulunu listeye eklemeyi unutmuş.
Ha.
Bu arada Çeşme Kaymakamı İnci Hanım’dan da bir açıklama beklerim.
Acaba göreve geldiği günden bugüne, ne değişti Çeşme’de?
O sözünü ettiği kamu binalarından kaçı gitti Çeşme sahilinde?
Ezcümle…
Şehirlerimizi yönetmeye talip olanların da yeni bakış açıları ve yeni iddialar ile ortaya çıkması gerekiyor artık.
Gerçekten…
Birileri “böyle gelmiş ama böyle gitmez” demeli, diyebilmeli artık!


Yüzde 85’e yüzde 5

Toplam seçmen sayısı 5 milyon 145 bin.
Veya şöyle diyelim…
İzmir’i, Mersin’i ve Konya’yı toplayın, bu üç şehirdeki seçmen sayısı 5 milyon 386 bin 245 yapar.
Yani Türkiye’nin üç ilinde, oranın toplamından 241 bin 145 daha fazla seçmen var.
Ama orası bir ülke.
Azerbaycan’da seçim oldu geçenlerde.
Seçime yüzde 72,31 oranında katılım sağlandı ve 10 adayın yarıştığı seçimde İlham Aliyev oyların yüzde 84,73'nü aldı.
Anlaşılan Azerbaycan’daki muhalefetin hali, bizden perişan.
İktidar dediğin, böyle olur zaten.
Aldı mı, yüzde 85 oy alır.
En yakın rakibi de, yüzde 5’te kalır!
Yoo.
Kıskanmayın.
Aradaki bu büyük fark, demokrasinin gelişmişlik düzeyi ile ters orantılı zira.



Tek karelik Niagara Şelalesi

13 Ekim 2013 Pazar

Bergama EXPO’ya yeter / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 13 Ekim 2013


Bergama EXPO’ya yeter

Galen… Galenos… Veya Galenus…
Belki de en doğrusu, İslam dünyasındaki lakabı:
Şeyh-s Seyadile.
Yani…
Hekimlerin İmparatoru.
Doğaldır ki, “Hekimlerin İmparatoru” diye anılan bir kişi, imparatorların da hekimliğini yapar.
Nitekim Galen, Bergama’dan Roma’ya gider.
Yıllar geçer.
Veba salgını baş gösterir Roma’da.
İmparator Avrelius’u da pençesine alır veba.
Galen, peynir perhizi ile İmparatoru iyileştirir.
Bunun üzerine Avrelius, minnettarlığını belirtmek için, altın zincire bağlı bir madalyonu Galen’a armağan eder.
Mesele madalyon değil, üzerinde yazan cümledir:
“Antonıus Roma Imp. Caleno Med. Imp”
Yine yani…
“Romalıların İmparatoru Antonius’dan Hekimlerim İmparatoru Calenos’a.”

* * *

İzmir Valisi Mustafa Toprak, EXPO delegelerine “Hipokrat’ın Bergama’da yaşadığını” söyleyip, akıllarda “kargaşa yaratacağına” dersini daha iyi çalışıp; keşke Galen’i anlatsaydı bir güzel.
Galen’in gerçek anlamda “ilk spor hekimi” olduğunu, eczacılıkta geliştirdiği yeni teorileri ve günümüze miras kalan 83 ilacı, insan anatomisi üzerine yaptığı çalışmalarla yarattığı devrimleri sıralasaydı.
Ayrıca, Ptolemaius ile birlikte evrenin gizlerini çözmüş bilgin olarak bilindiğini; Türk ve Divan edebiyatında Hipokrat ile birlikte aşk hastalığına çare bulan hekim olarak girdiğini de söyleseydi.

* * *

Ve Bergama…
Sadece Galen’le değil, başka özellikleriyle de sağlık temasını seçerek EXPO 2020’ye aday olan İzmir için; o kapıyı açacak altın bir anahtar aslında.
Zira…
“Sağlık Tanrısı Asklepios'un evi” ilk büyük sağlık ve tedavi merkezi Asklepion, Bergama’dadır.
İlk telkinle tedavi (psikoterapi) Bergama’da uygulanmıştır.
İlk doğal tedavi (müzik, tiyatro, spor, güneş, çamur, su ile) Bergama’da yapılmıştır.
İlk kent hijyenin gerçekleştiği yer Bergama’dır.
Umarım bütün bunlar da EXPO delegelerine izah edilmiştir hakkıyla.
Öyle ya…
Böyle bir zenginliğin sahibi olmak az şey mi?
İzmir’in diğer özellik ve avantajları bir yana, özenle anlatılmış bir Bergama dahi EXPO’yu kazanmaya fazlasıyla yeter aslında.

İşte o kız

Dibine kadar İzmirliyim! Neşeli, enerjik, eğlenceli ve komiğim. Özgürlüğüme feci düşkünüm. Tutkuluyum, coşkuluyum. Açıksözlüyüm, lafı evirip, çevirmem. Adı üstünde İzmirliyim!
“Hep hoplayan, zıplayan bir kızdım. Zaten beni, ‘Bu çocuk çok hareketli!’ diye baleye yazdırmışlar. Biraz durulayım diye. İşe yaramadığı kesin! Ama bale sayesinde sahne aşkım başladı. Kendimi sahnede hep çok iyi hissettim...”
“İzmir Tevfik Fikret’te okudum. Biz İzmir’in fırlama çocuklarıydık. Alsancak, Karşıyaka her yer bizimdi. Sokakta geçen, mutlu, özgür bir çocukluk.”
“Ben şişmandım. Ama İzmirli kadın şişman olsa da güzeldir. Çünkü güzellik, gülüşündedir, enerjindedir, saçını savuruşundadır, yaptığın espridedir. Bizimkiler, ‘Bale de bu kızı kesmiyor, halkoyunlarına verelim’ dediler. Ben onu da sevdim. Yine dans, müzik...
Sahi…
Kim bu kız?
Gözde Kansu.
Hüseyin Çelik’in kıyafetine takıldığı ve sonrasında işinden kovulan kız.



Tek karelik ofis

11 Ekim 2013 Cuma

Hele bir ses verin / Feyzi Hepşenkal / Milliyet Ege / 11 Ekim 2013


Hele bir ses verin

Çabuk unutuyoruz her şeyi. Zaten boşuna dememişler “Hafıza-i beşer nisyanla maluldür” diye.
Hele ki, Türkiye’de.
Normal bir yerde. Başka ülkelerde bir yılda yaşanan olaylar, gün geliyor 24 saate sığıyor bizde.
Eh.
Hafızanın da sınırı var.
Hızla dolunca kapasite, eski kayıtlar da aynı hızla siliniyor bellekten.
Desem ki, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa referandumunda kabul edilen değişiklikler nelerdi; kim hatırlar?
Örnekse, paketteki ikinci madde…

* * *

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 20’nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla islenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

* * *

Başta “yetmez ama evet” diyenler, size soruyorum:
Hatırladınız mı kabul oyu verdiğiniz bu maddeyi?
Peki.
Buna “perhiz” dersek eğer, “demokratikleşme paketinde” Başbakan’ın ifadesiyle yer alan şu maddeye ne demeli?
“Getireceğimiz bir başka yenilik, kişisel verilerin korunması hakkında. 12 Eylül 2010'daki anayasa değişikliğiyle güvence getirmiştik. Şimdi uygulama için taslağı hazır olan kanunu meclisimize gönderiyoruz. Kişilerin özel bilgileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak.”
Hadi söyleyin, 2010’daki Anayasa değişikliği “perhiz” ise üç yıl sonra verilen bu müjde “lahana turşusundan” başka ne anlama gelir?

* * *

Allah aşkına, bir AKP’li veya iktidar sevdalısı çıkıp, izah etsin.
Anayasa değişikliğini uygulamaya koyacak yasayı hazırlamak için, neden ve nasıl olur da üç yıl beklenir?
Ve bilmez misiniz ki, şu geçen üç yılda insanların kişisel verileri itin, uğursuzun eline geçti.
Bilmez misiniz ki, bilumum soyguncular bu verileri kullanarak, ahaliyi soyup soğana çevirdi.
Bilmez misiniz ki, nice garibin üç kuruşu 1001 yalan ve dolanla gasp edildi.
Bilmez misiniz ki, bir başına kalmışların bankadaki kefen paraları sahtekârların cebine girdi.
Bilmesine bilirsiniz de, sesiniz çıkmaz.


Hayırlı bir başlangıç!

Ankara-İstanbul arasında çalışacak Yüksek Hızlı Tren setlerinin rengini vatandaşlar belirlemesi amacıyla TCDD tarafından anket düzenlenmişti.
Dört seçenek vardı.
Biri kırmızı-beyazdı.
Birinde kırmızı ağır basıyordu ama mavi ile beyaz şeritler de kullanılmıştı.
Biri mavi-kırmızı-beyaz renklerin eşit biçimde yer aldığı bir tarzdaydı.
Birinde ise turkuaz renk hakimdi trenin her yanına.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım anket sonuçlarını görünce şaşırmış.
“Ben kırmızı-beyazı bekliyordum ama vatandaş turkuazı seçti” demiş.
Haydi hayırlısı.
Bu daha başlangıç.
Vatandaş sizi şaşırtmaya yeni başladı.
Devamı da gelir inşallah!



Tek karelik tren!